Çekilenlerin, ağrılığı sırtında
ve aynaya her bakışının
ardından ''ben nasıl
yaşıyorum, beni benim
dışımda kim ve ne hakla
yaşatıyor?''
Diğe bağırarak duvara
bakıyorsun.. Ve devam
ediyorsun, onların istediği
beyazlıkta. Her defasında,
çok beklediğin aslında bir
başlangıç olan sonun kapısını
arayışını bir başka güne
erteliyosun.. Tıpkı onların
istediği gibi, saat'teki
kadranların aynı yere
gelmesini beklemek, ve
beklerken sifonu
çekmeye devam edercesine...
Yaşıyosun, çünkü inanmıyorsun.
Sorularının burada,
bu zamanda cevaplanacağına.
Yaşıyosun, çünkü artık soru
sormuyorsun. Yaşıyosun ve
sonunda soru işareti yerine
virgül olan sorularının cevaplarının
sadece bu dünyada cevaplanması
gerektigine, sormaya kıskandıgın
soruların sorulma nedenlerinin,
burada bu dünyada oluştuğu için
bu dünyada yaşıyarak sorularına
kendin cevap vermek istiyorsun.
Bu anlam taşıyan bir anlamsızlık
rüzgarında gitmek istediğin yere
gitmeyi bekliyosun ve rüzgarın
buğusundan nereye gittiğini
göremiyorsun. Daha ne kadar
erteliyebilirsinki? Ve daha ne kadar
Gözlerini her kapatışında güneşin
aydınlığını görmekten kendini
alı koyabilirsinki.Göz kapaklarını
yakan, kendini yenilenmiş
hissettirsen, o aydınlık
belkide sensin. Kendini
görmemezlikten gelmek
bana haksızlık olurdu...
Erteliyemedin, ertelemek istedin..
Hep acısını hissettin ve buna
ertlemek demek aptallık olurdu.
Bunları yaşarken, her sabah
kalktıgında kendini öpmek
için olan dudaklarının üstündeki
sivilceyi koyan'a nefretinden
nasıl olurda diğerleri gibi olabilirdin?
Olmadın, olamazdın. Korkuların,
içinde olmaktan korkmaya
başladığı anda fark ettim bunu,
sen kendine yetemezdin.
İçin ne kadar geniş olsada
buraya sığamazdın, hiç olmadın,
hissetmedin anlam veremedin.
Bir gün daha erteliyemedin,
günleri başka bir güne
bağlıyan gece yarılarında,
hangi güne erteliyeceğini sınadın.
Ve ertelediğinde aslında
ertelemek istemediğinin
farkında vardın..
Yüzünde sinirli bir tebessümle oturdun,
üç'e kadar saydın ve nefes
almaya başladın ve karşında
koskoca, seni diğerleriyle eşit
keseye koyan bir gün vardı...
En sevdiğin resim ise,
yürümek varken neden emekliyesinki..
Hayal ettiğin an, buna anlam verdin.
Bu resim, yada senin hayata
ilk adımı attığın o an, o adımı
nereye ve ne amaçla attığın
o adım, sana ''Sen'' olmayı öğretti..
Ve saymaya başladın,
sıfır dan geriye..
O kadar geriye gitmiştinki,
sıfır çok uzaktaydı her an, yanında.
Döndüğünde aynı
yere geldiğin o an,
o sayı idi seni sen yapan...
Bugün sanatım sendin,
bugün sen annenin sanatıydın...
Bugün doğumgünün..
Meraklıca ve gizlice dogdun.
Fakat bunu benden saklıyamadın......
Ego
3 Aralık 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder