İnsanlar bulundu, kendilerini
kaybeden, isyankar insanlar.
İnsanların tek bir dertleri vardı,
dert etmeye üşenen,
boş bakışlara maruz kalan insanlar.
Mermileri olmıyan,
silahı sadece ve sadece silah
olduğu için, silahın gizemi için
saklıyan, ve süs olarak kullanan insanlar..
Gizem, silahların gizemi ve
onların yapılma nedenleri.
Güldüler, ağladılar ve karar verdiler.
Silah bir canlıydı, nefes alan ölümlü
bir canlı, öyle olmalıydı yoksa
yorulduklarını dile getirecelerdi,
''o'' insanlar...
İlaç bulundu, insanlara yararlı
olması gereken ilaçlar..
İlaçları bulanlar hasta değildi,
buna rağmen, ellerine en yakın
olan sıvı ile içtiler ilaçları,
ve beklediler.
İlaçlar, onlara zarar veriyor, onların
canını yakıyordu çünkü hasta değillerdi..
Etten ve kemikten oluşan bu kişiler,
kendi türleri için yasakladılar ilaçları.
Oysa ki, tek ortak noktaları etten ve
kemikten olmaları, dünyaya aynı
şekilde gelmeleriydi, ''o'' insanların
ve ''bu'' kişilerin.
Hayatta olmaları zaten kaçınılmazdı,
ve bunun onların ortak noktaları
olmasının bir faydası olamazdı, olmadı.
Hasta olduklarını öne süren ''o'' insanlar,
ilaçları buldular, ve ''bu'' insanlar onların
peşinden koşmaya başladılar..
''O'' insanlar, onları yakalamak için koşan ''bu''
insanlara bakıyor, ve bakmamaya
çalışmaya devam ediyorlardı.
İlaç belli bir süre onları mutlu etti,
ve yaşama isteklerinin azaldığını fark ettiler.
Ruhları bölünüyordu, başka dünyalardaki
evlerini ve hayatlarını ziyaret ediyor,
çıkarken ütünün fişini çekmeyi
unutmamaya çalışıyorlardı....
Sonunda bulmuşlardı, hayatın ''o''
anlamını, fakat ütü açık kalmıştı.
Ve unutkanlıkları, hatırlama istekleri,
geriye kalan ''o'' salak gülümseme, ve ''bu''
kamera şakasına devam etmek...
Ego
27 Aralık 2009 Pazar
İstediğin
Birilerini sevmek,
birilerine aşık
olmak istemezsin.
Başkalarının ona
zarar vermesini
istemezsin, istediğin
ona zarar vermek.
İstediğin, onun
canı yandığı anda
yanında olmak,
istediğin canını yakmak.
İstediğin ayrılık,
ve aşık olmak.
Çoğu zaman çoğu
şeyin farkında
olduğunun farkına vardığında,
farkında olduğun için,
zaten farkında
olduğun şeylerin bir
önemi kalmaz.
Artık istediğin onun
farkında olmak,
onun için fark yaratmak..
İstediğin bu, evet..
İstemediğin bu, evet..
birilerine aşık
olmak istemezsin.
Başkalarının ona
zarar vermesini
istemezsin, istediğin
ona zarar vermek.
İstediğin, onun
canı yandığı anda
yanında olmak,
istediğin canını yakmak.
İstediğin ayrılık,
ve aşık olmak.
Çoğu zaman çoğu
şeyin farkında
olduğunun farkına vardığında,
farkında olduğun için,
zaten farkında
olduğun şeylerin bir
önemi kalmaz.
Artık istediğin onun
farkında olmak,
onun için fark yaratmak..
İstediğin bu, evet..
İstemediğin bu, evet..
25 Aralık 2009 Cuma
SEN, BEN, ONLAR
Sevmedi genç o anı,
çünkü sevilmediği ve sevmediği
kimselerin davranışlarını beğeniyor,
onları taklit etmek aklının ucundan
geçiyordu.
Gittikleri yer uzun, ve genişce
bir yerdi, orada mutsuzluğa
yer yoktu.
Aklından geçeni söylemek,
en doğrusuydu ve
aklından neyin geçmesine
karar vermek..
Seçimi önemli olan önemsiz
kararların..
Kararlar verildi,
beklenmeye değermiydi?
çünkü sevilmediği ve sevmediği
kimselerin davranışlarını beğeniyor,
onları taklit etmek aklının ucundan
geçiyordu.
Gittikleri yer uzun, ve genişce
bir yerdi, orada mutsuzluğa
yer yoktu.
Aklından geçeni söylemek,
en doğrusuydu ve
aklından neyin geçmesine
karar vermek..
Seçimi önemli olan önemsiz
kararların..
Kararlar verildi,
beklenmeye değermiydi?
18 Aralık 2009 Cuma
Tonlarca ev, ve onların Bacaları
Sıcak gerçekler,
soğuk yalanlar ve ılık hayatlar.
Mutluluk işte bunların arasında,
arasında olmak mutluluk olsa gerek..
Şimdi sen getirdin bunları,
itiraza sebep oldun.
Ben varken sana mı kaldı delirmek?
her zaman bir ansiklopediye
ihtiyaç duydun, duymamı sağladın.
Seni sevmiyorum, çok çirkin bir
burnun var ve kulakların..
Yaşarken öl emrini verdin.
Bu sefer hesabı ben ödemek isterim,
zorlanarak, arka cebinden
yağmurlu bir havayı
çıkartmana göz yumamam.
Kendine sebep oldun,
sen var oldun ,çünkü sen
zaten hep vardın.
Sana hayat verdim,
bana hayat verdin.
Hayatımsın, hayatsın,
hayat, hayat...
soğuk yalanlar ve ılık hayatlar.
Mutluluk işte bunların arasında,
arasında olmak mutluluk olsa gerek..
Şimdi sen getirdin bunları,
itiraza sebep oldun.
Ben varken sana mı kaldı delirmek?
her zaman bir ansiklopediye
ihtiyaç duydun, duymamı sağladın.
Seni sevmiyorum, çok çirkin bir
burnun var ve kulakların..
Yaşarken öl emrini verdin.
Bu sefer hesabı ben ödemek isterim,
zorlanarak, arka cebinden
yağmurlu bir havayı
çıkartmana göz yumamam.
Kendine sebep oldun,
sen var oldun ,çünkü sen
zaten hep vardın.
Sana hayat verdim,
bana hayat verdin.
Hayatımsın, hayatsın,
hayat, hayat...
17 Aralık 2009 Perşembe
Biriken Kusurlar
Bakışlar, büyük bakışlar..
Büyük insanlar
ve büyük bakışları,
ilahiyatçılara miras
bırakılan bakışlar..
Güzel kokan gülümsemeler,
tıpkı çiçekler ve onların
yüzeysellikleri,
tıpkı çiçeklerin
paylaşma istekleri..
Örümceklerin ağlarını taklit
eden imzalar,
her yere atılan
o büyük insanların
küçük imzaları.
Ardı ardına atılan
imzalar
ve parmaklardan
akan kuru yorgunluk..
Büyük insanlar
ve büyük bakışları,
ilahiyatçılara miras
bırakılan bakışlar..
Güzel kokan gülümsemeler,
tıpkı çiçekler ve onların
yüzeysellikleri,
tıpkı çiçeklerin
paylaşma istekleri..
Örümceklerin ağlarını taklit
eden imzalar,
her yere atılan
o büyük insanların
küçük imzaları.
Ardı ardına atılan
imzalar
ve parmaklardan
akan kuru yorgunluk..
7 Aralık 2009 Pazartesi
Hayal ve Vize
Genç çok yorulmuştu..
Artık tırnaklarını ve dişlerini
hissedemiyor,
tırnaklarının sadece
bedenini kaşımak için,
parmaklarına yapıştırıldığına
artık inanmıyordu.
Tırnaklarının artık bedenini
kaşıyacak kadar yeterli
keskin olduğuna güvenmiyordu.
Gencin tırnaklarının
yeterince keskin olduğuna kimse
inanmıyor, güvenmiyordu.
Genç, tırnaklarının
bilelenmesi ve daha keskin
hale getirilmesi gerektiğini
fark etmişti.
Bunun için erken olduğunu bilsede,
artık önüne geçilemez bir
kaşıntıya sahipti
ve artık kaşımalıydı, bedenini ..
Tırnalarını bilelemek için
öncelikle ona malzemeler
gerekliydi.
Malzemeleri almak için
kasabaya indi.
''Ivır Zıvır'' dükkanını görür
görmez heyecanlandı
ve elini cüzdanına attı, ve annesi...
Genç kendine en yakın olan
sıraya girdi ve beklemeye
başladı..
Kaşınması geçene kadar
bekledikten sonra,
sıra gence gelmişti.
Satın alma bölümüne
geçti, ve ''Hollister'' kazağının
üzerinde İDiye isim etiketi
olan kadınının genci
çağırdığını gördü.
İDiye, gence baktı ve
gencin kaşındığını fark etti.
İDiye'nin tırnakları yoktu..
İnsanlarının sıfatlarını bir
bakkal defterine yazan kadın,
gence sessiz bir ses tonu ile;
''Gerekli belgelerini uzat,
ücretini ver, bana kendini
pazarlıyan bakışını at
ve üç şınav çek'' dedi.
Genç, kadının gözlerini
aramakla fazla meşguldü
o an, ve kadının bilgisayar ile
konuştuğunu düşündü,
ve kendisinin sırasının geldiğini
ve ona, tırnaklarını bilemek için
malzemelerin gerekli olduğunu
ve eğer mümkünse bu
malzemeleri satın alıp,
alamıyacağını sormak için
yaklaştı ve fısıldadı;
''HanımefenDİ, acaba tırnaklarımı
bilelemek için gerekli malzemeleri
verirmisiniz, cebimin
dolu olduğunu hissettiren,
para ile satın almak isterim onları''
dedi, ve yavaşca geri çekilirken
kadının gözlerine rastladı ve terledi..
Kadın, gence baktı ve
bakışlarında, gence ''uzaylıların''
var olduğunu ve kadına
kimsenin inanmadığını anlattı.
Genç bir yandan kaşınıp
bir yandanda İDiye'yi anlamaya
çalışırken, İDiye birden ayağa
kalktı, ve gence evine gitmesi
gerektiğini ve gerekli
malzemeleri ''uzaylıların''
getireceğini söyledi..
Genç evine gitti, eskimiş,
artık oturulucak yeri kalmıyan
koltuğuna çömeldi ve bir
sigara yaktı, beklemeye başladı..
Artık tırnaklarını ve dişlerini
hissedemiyor,
tırnaklarının sadece
bedenini kaşımak için,
parmaklarına yapıştırıldığına
artık inanmıyordu.
Tırnaklarının artık bedenini
kaşıyacak kadar yeterli
keskin olduğuna güvenmiyordu.
Gencin tırnaklarının
yeterince keskin olduğuna kimse
inanmıyor, güvenmiyordu.
Genç, tırnaklarının
bilelenmesi ve daha keskin
hale getirilmesi gerektiğini
fark etmişti.
Bunun için erken olduğunu bilsede,
artık önüne geçilemez bir
kaşıntıya sahipti
ve artık kaşımalıydı, bedenini ..
Tırnalarını bilelemek için
öncelikle ona malzemeler
gerekliydi.
Malzemeleri almak için
kasabaya indi.
''Ivır Zıvır'' dükkanını görür
görmez heyecanlandı
ve elini cüzdanına attı, ve annesi...
Genç kendine en yakın olan
sıraya girdi ve beklemeye
başladı..
Kaşınması geçene kadar
bekledikten sonra,
sıra gence gelmişti.
Satın alma bölümüne
geçti, ve ''Hollister'' kazağının
üzerinde İDiye isim etiketi
olan kadınının genci
çağırdığını gördü.
İDiye, gence baktı ve
gencin kaşındığını fark etti.
İDiye'nin tırnakları yoktu..
İnsanlarının sıfatlarını bir
bakkal defterine yazan kadın,
gence sessiz bir ses tonu ile;
''Gerekli belgelerini uzat,
ücretini ver, bana kendini
pazarlıyan bakışını at
ve üç şınav çek'' dedi.
Genç, kadının gözlerini
aramakla fazla meşguldü
o an, ve kadının bilgisayar ile
konuştuğunu düşündü,
ve kendisinin sırasının geldiğini
ve ona, tırnaklarını bilemek için
malzemelerin gerekli olduğunu
ve eğer mümkünse bu
malzemeleri satın alıp,
alamıyacağını sormak için
yaklaştı ve fısıldadı;
''HanımefenDİ, acaba tırnaklarımı
bilelemek için gerekli malzemeleri
verirmisiniz, cebimin
dolu olduğunu hissettiren,
para ile satın almak isterim onları''
dedi, ve yavaşca geri çekilirken
kadının gözlerine rastladı ve terledi..
Kadın, gence baktı ve
bakışlarında, gence ''uzaylıların''
var olduğunu ve kadına
kimsenin inanmadığını anlattı.
Genç bir yandan kaşınıp
bir yandanda İDiye'yi anlamaya
çalışırken, İDiye birden ayağa
kalktı, ve gence evine gitmesi
gerektiğini ve gerekli
malzemeleri ''uzaylıların''
getireceğini söyledi..
Genç evine gitti, eskimiş,
artık oturulucak yeri kalmıyan
koltuğuna çömeldi ve bir
sigara yaktı, beklemeye başladı..
5 Aralık 2009 Cumartesi
Yeşil ve Tonları

Dudakları vardı..
Çok güzel dudakları vardı,
dudaklarımı kıskandıran dudakları
vardı.
Buna izin veremezdi,
verilmesinide bekliyemezlerdi..
Artık çok geçti ve herşey çok
erkendi.
Yanındaydı genç, yanındaydı kızın
meraklı ve kıskanç genç.
Kendisiyle barış imzalıyan
genç.
İki gencin tek ortak noktaları
virgüllerdi, devamının gelmesi
gerektiğini biliyorlardı..
Bilmek onlara acı veriyor,
o güzel suratlarına bir çizik atıyordu.
çünkü gençlerdi, ve bu da
onların ortak noktalarıydı.
Ortaklardı o anda orada,
hislere sahip ama anlam
veremiyen iki genç.
Korkuları kendileriydi.
Mutlulukları kendilerinden
korkmaktı!
Buna izin mi verildi?
Yoksa, aynı yerde aynı
zamanda yanlışlıkla
yada doğrulukla
bir araya gelen iki
gençmiydi..
Koşmaya başladı gençler,
delicesine, koşarken
çok mutluydular..
Artık bir şeyden uzaklaşırken
başka bir şeye yaklaşmaları
onlara bu mutluluğu
vermiş olmalıydı..
Sevgi, aşk, hüzün,nefret
böcekleri iki genci
boyunlarından büyük bir hazla
ısırmışlardı, sinek ilacını
sıkmak fazla riskliydi..
Yorgunluk, ve tenlerinden
kaçan ter damlaları iki gencin
hızını düşürmeye yetmişti.
Birbirlerine baktılar..
Birbirlerine baktılar..
Birbirlerine baktılar..
Ve koşmaya devam ettiler,
daha hızlı, daha anlamsız
daha düz..
Onlar ileriye bakmıyorlardı,
arkalarına bakıyorlardı ve
arkalarında artık korkucakları
ve ondan kaçacakları
hiç bir şey kalmamıştı..
Neden koşuyorlardı..
Nereye koşuyorlardı.
Genç, kıza baktı ve;
''Bu yarışa gün batımında
denizin üzerinde, güneşe doğru
koşarak devam etmek istermisin?'' dedi.
Kız, gence baktı ve gencin
bilerek yavaş koştuğunu
ve kızı bir dudak aralığı kadar
geriden eşlik ettiğini gördü.
Yukarı baktı, ve yukarı.
Aşağıda olduğunu düşündü
ve ağladı..
Çok güzel dudakları vardı,
dudaklarımı kıskandıran dudakları
vardı.
Buna izin veremezdi,
verilmesinide bekliyemezlerdi..
Artık çok geçti ve herşey çok
erkendi.
Yanındaydı genç, yanındaydı kızın
meraklı ve kıskanç genç.
Kendisiyle barış imzalıyan
genç.
İki gencin tek ortak noktaları
virgüllerdi, devamının gelmesi
gerektiğini biliyorlardı..
Bilmek onlara acı veriyor,
o güzel suratlarına bir çizik atıyordu.
çünkü gençlerdi, ve bu da
onların ortak noktalarıydı.
Ortaklardı o anda orada,
hislere sahip ama anlam
veremiyen iki genç.
Korkuları kendileriydi.
Mutlulukları kendilerinden
korkmaktı!
Buna izin mi verildi?
Yoksa, aynı yerde aynı
zamanda yanlışlıkla
yada doğrulukla
bir araya gelen iki
gençmiydi..
Koşmaya başladı gençler,
delicesine, koşarken
çok mutluydular..
Artık bir şeyden uzaklaşırken
başka bir şeye yaklaşmaları
onlara bu mutluluğu
vermiş olmalıydı..
Sevgi, aşk, hüzün,nefret
böcekleri iki genci
boyunlarından büyük bir hazla
ısırmışlardı, sinek ilacını
sıkmak fazla riskliydi..
Yorgunluk, ve tenlerinden
kaçan ter damlaları iki gencin
hızını düşürmeye yetmişti.
Birbirlerine baktılar..
Birbirlerine baktılar..
Birbirlerine baktılar..
Ve koşmaya devam ettiler,
daha hızlı, daha anlamsız
daha düz..
Onlar ileriye bakmıyorlardı,
arkalarına bakıyorlardı ve
arkalarında artık korkucakları
ve ondan kaçacakları
hiç bir şey kalmamıştı..
Neden koşuyorlardı..
Nereye koşuyorlardı.
Genç, kıza baktı ve;
''Bu yarışa gün batımında
denizin üzerinde, güneşe doğru
koşarak devam etmek istermisin?'' dedi.
Kız, gence baktı ve gencin
bilerek yavaş koştuğunu
ve kızı bir dudak aralığı kadar
geriden eşlik ettiğini gördü.
Yukarı baktı, ve yukarı.
Aşağıda olduğunu düşündü
ve ağladı..
Bakmak gerek
Akılla problem çözmek gerek,
bunun için acı sıkıntı çekmek gerek
toplamak çarpmak gerek,
sıkmak sıkıştırmak gerek mutsuz olup
mutlu olmak ve yine mutsuz olmak
gerek gerçeği dinlemek, yalanı görmek
gerek, eğitilmemişten eğitim almak
gerek.
Herkezi bırakıp çapa atmak
eşitliliği bozmamak da lazım.
Sarhoş olup kusmak gerek pişmanlıkların
gereksizliği gerek. Her tatlının acısını
tatmak gerek.
İçi Fesatlık, ferahlık birazda
karanlık.
Benim bakmadığım topraklarda
gözüm var, baktıklarım zaten benim,
gitmişse zaten benim değildi ve
geri gelmişse hep
benimdi ve benim olucak...
bunun için acı sıkıntı çekmek gerek
toplamak çarpmak gerek,
sıkmak sıkıştırmak gerek mutsuz olup
mutlu olmak ve yine mutsuz olmak
gerek gerçeği dinlemek, yalanı görmek
gerek, eğitilmemişten eğitim almak
gerek.
Herkezi bırakıp çapa atmak
eşitliliği bozmamak da lazım.
Sarhoş olup kusmak gerek pişmanlıkların
gereksizliği gerek. Her tatlının acısını
tatmak gerek.
İçi Fesatlık, ferahlık birazda
karanlık.
Benim bakmadığım topraklarda
gözüm var, baktıklarım zaten benim,
gitmişse zaten benim değildi ve
geri gelmişse hep
benimdi ve benim olucak...
Sevicek olan sever
Seven sevileni, sevmiyeni sevenin sevilmesini seven
Seveni sevmiyen, sevilmeyeni seven ve sevmiyeni seveni
sevicek olan sever..
Seveni sevmiyen, sevilmeyeni seven ve sevmiyeni seveni
sevicek olan sever..
4 Aralık 2009 Cuma
Hayat Diploması
Hayatın dışına çekilen yardan, hayatta kalmanın diyarından. Unuttuk,
unutulduk belki, geçmiş gelecekte izlenim izler. Hitap yokuşunda rütbe
kavgası, kavganın ana konusu ana hasretleri. Uçan yumrukların ardından göç
eden can acısı. Köklerimizi sardığımız toprakların kökleri nerede? Eğitilmemişten
eğitim alanlardan yardım çabası. Güvenemediğimiz gözler bize bakmak
için,güvendiklerimiz aynaya bakmakta.Sarsılan hayallerini ihlal et, çabalarını
izle onlar yol gösterir...
İnanç
Bana inanlara inanırım kendime değil.
Bu aslında çok açık, kapatmanız yeterli olmalı,
bunun yanında inanç nedir?
Nasıl kazanırız nasıl kaybederiz, neden ihtiyacımız var
faydaları neler.
Bu sorular çok sorulan, sorulması gereken gereksiz sorulardan
bir başkası.
İnanç, dibi meçhul olan bir okyanusun derinliklerine bakarak,
hayal gücüyle bir zemin oluşturmak ve buna inanmaktır..
Bu aslında çok açık, kapatmanız yeterli olmalı,
bunun yanında inanç nedir?
Nasıl kazanırız nasıl kaybederiz, neden ihtiyacımız var
faydaları neler.
Bu sorular çok sorulan, sorulması gereken gereksiz sorulardan
bir başkası.
İnanç, dibi meçhul olan bir okyanusun derinliklerine bakarak,
hayal gücüyle bir zemin oluşturmak ve buna inanmaktır..
Kırışıklar

Bir neden bulundu, aslında nezaketinden saklandı..
Hepimiz bir topluluk olarak yaşıyoruz, nedeni kişilikler.
Amaç kaynaşmak ve ısınmak. Soğuk kalan inanç arar ve bir tanrı.
Bu da onu ısıtır, ve sosyal olan topluluguna, sevgi ve dürüstlük dolu
yolculuğuna devam etmesini sağlar..
Ve yıldızlar.. Ulaşılamıyacak uzaklıkta olanlar, ve bizlere parıltılarıyla
hava atmaları..
Sınırsız kişilikler ve burçlar, görevleri ise kişilikleriyle beraber nefes almak,
uymak ve uyumak..
Aralarında farkında olanlar ve farkedenler, burçlarına ve kişiliklerine uyan başka bir tür.
Ve evren, o sonsuz yanlız ve cansız olan evren. Bu kadar cansız olmasına bir çözüm
gerekti, ve dünya..
Artık yanlız olmıyan evren, ve yanlız olan bir dünya...
Tamamlanmak
Isıran boşluğu kimse dolduramaz,
dolduramazdı..
Sevincinin nedenini anlamak
çok basitti, mutsuzluğuna
neden bulmaktı.
Küçük bir ''öpücük'' kesiğinden,
içimde olmadığı kadar kan aktı,
akıyor ve ben hala burdayım.
Demekki bu vijud kansız
çalıştı bunca süre.
Kim, ne ile, hangi amaçla çalıştırıyor?
Ve seni kestim,
kanaman için değildi..
Kıyamadan, hüzünle atılan n
arin kesiğe baktığında benim
anlamsız göz yaşlarımı görmen içindi.
Sinir ve nefretime şahit olundu
ama bana kimse benzemedi,
benziyemez ve tamamlıyamaz.
Tam'ım çünkü özgürüm,
kafes içerisinde geçen bir dünyada.
Yaşatılan ve yaşanan vahşet,
merak ve bu merak'ı
çözmenin merakı, sadece merak..
Ve aşk, merak'ın eş anlamlısı
ve sadece iki harf daha az,
daha saf ve modern.
Bu dünyaya nasıl yakıştırabiliyoruz onu?
En keskin bıçak..
Ve yaram kabuk bağlarken,
kabukların gözlerinde
bir ''at gözlüğü'' olduğunu fark ettim..
Sanki'' Kapatmalıyız bu yarayı hadi,
bir dahaki ''merak'a'' hazırlanmalı'' derler
gibiydi. Zaman, beni takip ediyodu.
Akrep ve yelkovan,
düştüğüm yeri gösteriyordu..
Bunları yazdığım saat buydu,
ve..Evet belkide sizleri kıskanıyordu,
bunları okuyamaması,
aldığım kararları öğrenememesi
belkide hayatıma hızlı
yada yavaş geçirtmesine karar veremiyordu..
Benim dikkatim çiçeklerdeydi o an,
en güzelleri ve renklileri.
Bu güzellik varken,
neden güzel bir kokuya ihtiyaçları vardı?
Eğer bu ''anlamsız'' dünyaya,
dışarıya sunduğu şey bu kadar
güzelse içindekileri
merak edenlerdenim..
Uzayın ne kadar büyük olduğunu biliriz,
bu büyük ve gizemli şeyin
bir böbrek taşı olduğunu biliyormuydun?
dolduramazdı..
Sevincinin nedenini anlamak
çok basitti, mutsuzluğuna
neden bulmaktı.
Küçük bir ''öpücük'' kesiğinden,
içimde olmadığı kadar kan aktı,
akıyor ve ben hala burdayım.
Demekki bu vijud kansız
çalıştı bunca süre.
Kim, ne ile, hangi amaçla çalıştırıyor?
Ve seni kestim,
kanaman için değildi..
Kıyamadan, hüzünle atılan n
arin kesiğe baktığında benim
anlamsız göz yaşlarımı görmen içindi.
Sinir ve nefretime şahit olundu
ama bana kimse benzemedi,
benziyemez ve tamamlıyamaz.
Tam'ım çünkü özgürüm,
kafes içerisinde geçen bir dünyada.
Yaşatılan ve yaşanan vahşet,
merak ve bu merak'ı
çözmenin merakı, sadece merak..
Ve aşk, merak'ın eş anlamlısı
ve sadece iki harf daha az,
daha saf ve modern.
Bu dünyaya nasıl yakıştırabiliyoruz onu?
En keskin bıçak..
Ve yaram kabuk bağlarken,
kabukların gözlerinde
bir ''at gözlüğü'' olduğunu fark ettim..
Sanki'' Kapatmalıyız bu yarayı hadi,
bir dahaki ''merak'a'' hazırlanmalı'' derler
gibiydi. Zaman, beni takip ediyodu.
Akrep ve yelkovan,
düştüğüm yeri gösteriyordu..
Bunları yazdığım saat buydu,
ve..Evet belkide sizleri kıskanıyordu,
bunları okuyamaması,
aldığım kararları öğrenememesi
belkide hayatıma hızlı
yada yavaş geçirtmesine karar veremiyordu..
Benim dikkatim çiçeklerdeydi o an,
en güzelleri ve renklileri.
Bu güzellik varken,
neden güzel bir kokuya ihtiyaçları vardı?
Eğer bu ''anlamsız'' dünyaya,
dışarıya sunduğu şey bu kadar
güzelse içindekileri
merak edenlerdenim..
Uzayın ne kadar büyük olduğunu biliriz,
bu büyük ve gizemli şeyin
bir böbrek taşı olduğunu biliyormuydun?
3 Aralık 2009 Perşembe
Köprü ve bir Ayna
Çekilenlerin, ağrılığı sırtında
ve aynaya her bakışının
ardından ''ben nasıl
yaşıyorum, beni benim
dışımda kim ve ne hakla
yaşatıyor?''
Diğe bağırarak duvara
bakıyorsun.. Ve devam
ediyorsun, onların istediği
beyazlıkta. Her defasında,
çok beklediğin aslında bir
başlangıç olan sonun kapısını
arayışını bir başka güne
erteliyosun.. Tıpkı onların
istediği gibi, saat'teki
kadranların aynı yere
gelmesini beklemek, ve
beklerken sifonu
çekmeye devam edercesine...
Yaşıyosun, çünkü inanmıyorsun.
Sorularının burada,
bu zamanda cevaplanacağına.
Yaşıyosun, çünkü artık soru
sormuyorsun. Yaşıyosun ve
sonunda soru işareti yerine
virgül olan sorularının cevaplarının
sadece bu dünyada cevaplanması
gerektigine, sormaya kıskandıgın
soruların sorulma nedenlerinin,
burada bu dünyada oluştuğu için
bu dünyada yaşıyarak sorularına
kendin cevap vermek istiyorsun.
Bu anlam taşıyan bir anlamsızlık
rüzgarında gitmek istediğin yere
gitmeyi bekliyosun ve rüzgarın
buğusundan nereye gittiğini
göremiyorsun. Daha ne kadar
erteliyebilirsinki? Ve daha ne kadar
Gözlerini her kapatışında güneşin
aydınlığını görmekten kendini
alı koyabilirsinki.Göz kapaklarını
yakan, kendini yenilenmiş
hissettirsen, o aydınlık
belkide sensin. Kendini
görmemezlikten gelmek
bana haksızlık olurdu...
Erteliyemedin, ertelemek istedin..
Hep acısını hissettin ve buna
ertlemek demek aptallık olurdu.
Bunları yaşarken, her sabah
kalktıgında kendini öpmek
için olan dudaklarının üstündeki
sivilceyi koyan'a nefretinden
nasıl olurda diğerleri gibi olabilirdin?
Olmadın, olamazdın. Korkuların,
içinde olmaktan korkmaya
başladığı anda fark ettim bunu,
sen kendine yetemezdin.
İçin ne kadar geniş olsada
buraya sığamazdın, hiç olmadın,
hissetmedin anlam veremedin.
Bir gün daha erteliyemedin,
günleri başka bir güne
bağlıyan gece yarılarında,
hangi güne erteliyeceğini sınadın.
Ve ertelediğinde aslında
ertelemek istemediğinin
farkında vardın..
Yüzünde sinirli bir tebessümle oturdun,
üç'e kadar saydın ve nefes
almaya başladın ve karşında
koskoca, seni diğerleriyle eşit
keseye koyan bir gün vardı...
En sevdiğin resim ise,
yürümek varken neden emekliyesinki..
Hayal ettiğin an, buna anlam verdin.
Bu resim, yada senin hayata
ilk adımı attığın o an, o adımı
nereye ve ne amaçla attığın
o adım, sana ''Sen'' olmayı öğretti..
Ve saymaya başladın,
sıfır dan geriye..
O kadar geriye gitmiştinki,
sıfır çok uzaktaydı her an, yanında.
Döndüğünde aynı
yere geldiğin o an,
o sayı idi seni sen yapan...
Bugün sanatım sendin,
bugün sen annenin sanatıydın...
Bugün doğumgünün..
Meraklıca ve gizlice dogdun.
Fakat bunu benden saklıyamadın......
ve aynaya her bakışının
ardından ''ben nasıl
yaşıyorum, beni benim
dışımda kim ve ne hakla
yaşatıyor?''
Diğe bağırarak duvara
bakıyorsun.. Ve devam
ediyorsun, onların istediği
beyazlıkta. Her defasında,
çok beklediğin aslında bir
başlangıç olan sonun kapısını
arayışını bir başka güne
erteliyosun.. Tıpkı onların
istediği gibi, saat'teki
kadranların aynı yere
gelmesini beklemek, ve
beklerken sifonu
çekmeye devam edercesine...
Yaşıyosun, çünkü inanmıyorsun.
Sorularının burada,
bu zamanda cevaplanacağına.
Yaşıyosun, çünkü artık soru
sormuyorsun. Yaşıyosun ve
sonunda soru işareti yerine
virgül olan sorularının cevaplarının
sadece bu dünyada cevaplanması
gerektigine, sormaya kıskandıgın
soruların sorulma nedenlerinin,
burada bu dünyada oluştuğu için
bu dünyada yaşıyarak sorularına
kendin cevap vermek istiyorsun.
Bu anlam taşıyan bir anlamsızlık
rüzgarında gitmek istediğin yere
gitmeyi bekliyosun ve rüzgarın
buğusundan nereye gittiğini
göremiyorsun. Daha ne kadar
erteliyebilirsinki? Ve daha ne kadar
Gözlerini her kapatışında güneşin
aydınlığını görmekten kendini
alı koyabilirsinki.Göz kapaklarını
yakan, kendini yenilenmiş
hissettirsen, o aydınlık
belkide sensin. Kendini
görmemezlikten gelmek
bana haksızlık olurdu...
Erteliyemedin, ertelemek istedin..
Hep acısını hissettin ve buna
ertlemek demek aptallık olurdu.
Bunları yaşarken, her sabah
kalktıgında kendini öpmek
için olan dudaklarının üstündeki
sivilceyi koyan'a nefretinden
nasıl olurda diğerleri gibi olabilirdin?
Olmadın, olamazdın. Korkuların,
içinde olmaktan korkmaya
başladığı anda fark ettim bunu,
sen kendine yetemezdin.
İçin ne kadar geniş olsada
buraya sığamazdın, hiç olmadın,
hissetmedin anlam veremedin.
Bir gün daha erteliyemedin,
günleri başka bir güne
bağlıyan gece yarılarında,
hangi güne erteliyeceğini sınadın.
Ve ertelediğinde aslında
ertelemek istemediğinin
farkında vardın..
Yüzünde sinirli bir tebessümle oturdun,
üç'e kadar saydın ve nefes
almaya başladın ve karşında
koskoca, seni diğerleriyle eşit
keseye koyan bir gün vardı...
En sevdiğin resim ise,
yürümek varken neden emekliyesinki..
Hayal ettiğin an, buna anlam verdin.
Bu resim, yada senin hayata
ilk adımı attığın o an, o adımı
nereye ve ne amaçla attığın
o adım, sana ''Sen'' olmayı öğretti..
Ve saymaya başladın,
sıfır dan geriye..
O kadar geriye gitmiştinki,
sıfır çok uzaktaydı her an, yanında.
Döndüğünde aynı
yere geldiğin o an,
o sayı idi seni sen yapan...
Bugün sanatım sendin,
bugün sen annenin sanatıydın...
Bugün doğumgünün..
Meraklıca ve gizlice dogdun.
Fakat bunu benden saklıyamadın......
İD eşliğinde, vakit katliamı

Acıya uzak bana yakın olan şirin bi kelime ve sen.
Seviyorum çünkü seviliyorum, ve ozlem..
Değer veriyorum, ve artık ozleme ihtiyacım yok, sıkılmam, sıkılamam.
Ketum ve tatlısın, anlamsız anlamımsın!
Mutlulugumun kaynagısın, sen benim adımsın, adımımsın.
Keşfettiğim en değerli şeysin, herşeyimsin.
Bu özlemin onune geçilmez, daha hızlı koşarsın ama yarış çoktan bitmiş olur.
Her zamanki gibi seni birkez daha görmeye değer.
Bugun sana daha yakınım, seni yazarken seni düşündüm, sadece sen vardın o an.
Çunkü hep tavana baktım, ve şimdi gökyüzüne.. Seni goruyorum, ve gözlerinin içinde
daha once karşılaşmadıgım birisi,ben.
Acı+Tatlı=Ekşi
Bizler hep inandık, tattık, yaşamaya çalıştık onsuz..
Çabalamak, başarısızlığın tek eylemi olduğunu fark edemedik.
Sıcak yerlerde soğuk şeyler içtik.
Hiç dikkat etmedik nerdeyse ona, hiç karşılaşamadık.
Hepimiz ve tümümüz tahminde bulunduk, ona isim takmaya çalıştık,
ona arkadaş bulduk, elinden tuttuk ve çektik; ''buraya evet hemen buraya gel şimdi''
Dercesine.
Kaygan yerlere yapışmamızı, aşk'ın olduğu yerde büyüttüğümüz nefret, soğuk olanlara karşı
ısınmamızı, ve diğer çivilerin sökülümesini sağlıyanı göremedik.
Hissettik onu her an her saniye, her saniye onun atışlarını.
Hep onu doğurana nefret besledik, ama asıl beslediğimiz oydu..
Evet belkide hiç bitmiyecek bir acıydı bu, ama diğerlerine acısız gözükmeye değermiydi?
Canın acıdı..aa.c....
Çabalamak, başarısızlığın tek eylemi olduğunu fark edemedik.
Sıcak yerlerde soğuk şeyler içtik.
Hiç dikkat etmedik nerdeyse ona, hiç karşılaşamadık.
Hepimiz ve tümümüz tahminde bulunduk, ona isim takmaya çalıştık,
ona arkadaş bulduk, elinden tuttuk ve çektik; ''buraya evet hemen buraya gel şimdi''
Dercesine.
Kaygan yerlere yapışmamızı, aşk'ın olduğu yerde büyüttüğümüz nefret, soğuk olanlara karşı
ısınmamızı, ve diğer çivilerin sökülümesini sağlıyanı göremedik.
Hissettik onu her an her saniye, her saniye onun atışlarını.
Hep onu doğurana nefret besledik, ama asıl beslediğimiz oydu..
Evet belkide hiç bitmiyecek bir acıydı bu, ama diğerlerine acısız gözükmeye değermiydi?
Canın acıdı..aa.c....
Ego
A word that will never be filled with it self.
A simple word with no letters, without the need of desire. And the screams...
They've just started pointing out the trues.. What else do we have to catch
up the hill which is beyond us..Touching hands without fingers, with the hope of failing..again..Fallowing the road, and becoming addicted to nothing.That road
will always take us to the same place, where we started all over, and over again...
There are differences now.. Our desires doesn't belong to this world anymore.. This emotion
was born with us, with our soul attached to it. Now we get
angry to curiosity after if it begins. Now its harder.. Coz curiosity starts to devour our soul and letting us to wonder what survived after this war..
Sly that writes its own sins...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
